Haksızlığa uğramış, kırılmış ve tüm bu duygulara sebep olanlara rağmen hâla içinde umudu barındıran bir insan hayal edin.
İnsanı "insan" olduğu için seviyor, öyle sözde de değil sevgisi. Eyleyen bir sevgi, gözeten bir sevgi, sonsuz kaynak sunan bir sevgi.
Enerjisi sömürülüyor, neşesi alınıyor, hor görülüyor. Gerçek sevgisine ve sunduklarına karşılık beklediği, hesabı kitabı da yok oysa. Aldığını düşünmeden vermeye rızası var; hatta bu durum biraz da kendisinin beslenme kaynağı. Beslerken beslenmek, tıpkı bir ana gibi.
Bir taraftan da etrafındaki insanları görüyor... Hesabı kitabı olanları ve gördükleri değeri. Hatta yeri geldiğinde çetin ve cezalandırıcı olanların daha çok sevildiğini, sayıldığını. Yine de ödün vermiyor özünden, karakterinden.
Biliyor, kendi bünyesine ihanet edenin, onu sömürenin yolunun düz gitmediğini, gitmeyeceğini. Korku ile değil sevgi kaynaklı saygının değerini. Bu yüzden sitemden daha yoğun hatırlatma tınısı hissediyoruz. Kendisine ihanet edenlere dair söyledikleri aslında yine onlar için...
Sevginin ve onun değerini bilenlere tutunuyor…
Değer bilmezlere karşı susanlar ise kırgınlığının büyük kısmını oluşturuyor. Sevginin kıvılcımını yakabilecek, içinde iyi duyguları barındıran ancak ortama uyum sağlamak için sessiz kalanların suçunun bu iyi duygulardan nasibini alamamışlardan çok daha fazla olduğunu düşünüyor. Haklı değil mi?
Şimdi bir de Anadolu'yu hayal edin…
Anadolu; umudunu geleceğe emanet etmiş, beslerken beslenenin adıdır.
Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?
Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?
Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?
Ahmet Arif