Ali Şeriati’nin bir konuşmasını içeren kitapta, konuşmanın gerçekleştirildiği zaman dilimindeki ve geçmişteki insanın mevcudiyeti sorgulanmıştır. Bu mevcudiyetin farklı disiplinler tarafından tek taraflı ele alınması sebebiyle insanın varlığının özden uzak tanımlanması, eğitim sisteminin ve toplumsal hayatın bu çerçevede değerlendirilmesi ele alınmıştır.
Ali Şeriati’ye göre insan bu disiplinler (toplumbilimcilik, tarihselcilik, doğalcılık-maddecilik, biyolojizm) belirli bir sıra ile ayrı ayrı değerlendirilmeli ve dikkate almalı ancak hiçbirinin esiri olunmamalıdır.
Tabiatın esiri olmamak:
Ali Şeriati’ye göre insanlık büyük oranda tabiatın esiri olmaktan uzaklaşmayı zaten başarmıştır. Tarih boyunca coğrafyanın getirdiğine göre yaşam koşullarını ve alışkanlıklarını belirleyen insan artık doğa koşullarını büyük oranda bir değişken olmaktan çıkartıp kendi isteği doğrultusunda doğayı yok sayarak bazen de kullanarak istediği yaşamı sağlayabilmektedir.
Burada odaklanılması gereken; kendi benliğinden yola çıkarak insanın daha iyisini araması ve itiraz etmesidir. Bu itirazının sonucunda bazen fayda bazen de haz odaklı yaratıcılığa dayalı eylemler ile insan kendi isteği doğrultusunda doğaya hükmeder. Kimi zaman çölde yaşayarak kimi zaman doğadaki unsurları yetersiz bulup bir tabloda doğayı kendi duyguları ile harmanlayıp farklı bir şekilde yansıtarak…
Tarihin esiri olmamak:
Tarihsel çerçeveden baktığımızda, konuştuğumuz dil, yaşadığımız coğrafya, inandığımız din… Bunların hepsi geçmişteki yaşantılar sonucu, bizim irademiz dışında, dünyaya geldiğimiz an bizim de bu zincirin bir halkası haline geleceğimiz ve kopamayacağımız şekilde belliydi.
Böyle gelmiş böyle gider düşüncesi geçerli olsaydı, tarihte kopan zincirlerin olmayacağını hatırlatan Ali Şeriati, insanın tarihi kavrayabilirse ve bu kavrayışı objektif bir şekilde yorumlayabilirse, yine “itiraz ederek” böyle gelenin artık böyle devam etmeyeceğini anlatıyor.
Toplum Biliminin esiri olmamak:
Bir yönetim biçimini, bir dine mensup toplulukları, gelenekleri, köyü-kasabayı-şehri belirli kriterlere göre ve çoğunluğa göre yorumlayan sosyolojinin esiri olduğumuzda ise yaşadığımız toplumun suretini almış iradesiz bireyler haline geliyoruz.
Ali Şeriati, tıpkı tarih biliminde olduğu gibi benliği çerçevesinde değerlendirmeler yapıp yine itiraz eden toplumları bize örnek gösteriyor. İnsanların kendi toplum düzenini ve mevcut farklı toplum düzenlerini sorgulayarak kendi düşüncelerini oluşturup benliğini kaybetmeden yaşayabileceğini söylüyor.
Bu üç esirlikte de kurtuluş reçetesi aslında basit… Düşünen ve var olan, duyumsayan-hisseden ve var olan insan, en önemlisi de başkaldıran ve var olan insan. Rahatsız olabilen, itiraz edebilen, benliğini hatırlayan ve olması gerekeni talep edebilen insan; Tabiatı, Tarihi ve Toplum Biliminin farkında olarak, bilinçli bir şekilde değerlendirerek ve yeri geldiğinde yaratma gücünü kullanarak bu prangalardan kurtulabiliyor.
Kendinin esiri olmamak:
Kurtulduğu zaman… En büyük sancı başlıyor. Varoluş sancısı, amaç sancısı... İnsanın kendisini hapsettiğini düşündüğü odanın bahsi geçen üç duvarı yok olduğunda kendisiyle yüzleşiyor ve dördüncü duvarın kendisi olduğunu fark ediyor. Bu prangadan kurtulmanın reçetesi yok, çözümü ise tamamen hissetmeye ve özünü bulmaya dayalı. Tabiatın, tarihin ve toplumun kendisini bağladığı tüm noktaları mantık ve yaratıcılık ile yenen insanın belki de mantıktan tamamen sıyrılması gerekiyor. Ali Şeriati, insanın derinine inebildiğinde hesabı kitabı olmayan ve aşk dolu bir öz ile karşılaşacağını aktarıyor. Alma verme dengesini gözetmeyen, başkasını kendinden üstün tutabilen ve eylemlerini bu düşünce ile şekillendiren insanın son zindanından yani kendisinden kurtulacağını, özünü bulacağını ve özgürleşeceğini düşünüyor.
Kaynak:
İşaret yayınları
İnsanın Dört Zindanı - Ali Şeriati (Beşinci Baskı)