Film, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sancılı geçiş sürecini bir köydeki yaşam biçimini tema edinerek eğitim aracılığıyla hedeflenen toplumsal dönüşümü konu alıyor. Köy aslında bizlere Cumhuriyet öncesi monarşik yapının küçük bir modelini yansıtıyor. Köyde tepede mutlak otoriteyi temsil eden bir "Ağa", onun ekonomik çıkarlarını dış dünyaya bağlayan pragmatist ve sömürücü bir "Tüccar" ve sistemin devamlılığını sağlayan, halkın zihnini uyuşturan bir ideolojik aygıt olarak "İmam var". Bu üçlü, ülkenin "makro" ölçekteki eski düzeninin aslında köydeki yansıması: Hükümet, Sanayi ve Dini Otorite...
Çocuk yetişkin ayırt etmeksizin köy halkı, bu yapının dişlileri arasında ezilen, üretim gücüne rağmen yoksulluğa ve hastalığa mahkum edilmiş "sessiz yığın" olarak karşımızda. Paulo Freire’nin "Sessiz Kültür" kavramıyla örtüşen bu yaşam biçiminde, bireylerin iradeleri ellerinden alınmış. Köy meydanındaki "Dilek Ağacı" ise iradeye müdahalenin en somut örneği. Halkın eyleme geçip kaderini değiştirmesini önlemek, bireylerin hayal ve isteklerini bu ağaca yönlendirmesi ve orada sönümlendirilmesi ile sağlanıyor.
Köydeki alışılmış düzenin değişmesi için devlet tarafından gönderilen Öğretmen Kemal, Atatürk’ün eğitim felsefesini özümsemiş idealist bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kemal’in köye gelişinden sonraki okul inşası sadece yapısal bir inşa değil, aynı zamanda bir zihniyet inşasının gayreti. Köyde ise ilk aşamada ona destek veren sadece iki karakter var: Kurtuluş mücadelesinde yer almış bir Gazi ve toplumun doğrularının dışında kaldığı için "özgür" kalabilmiş bir Deli. Delinin desteği ise dikkate değer; zira kurulu düzende korkularının ve empoze edilenlerin esiri olmuş "akıllıların" sustuğu yerde hakikatin yanında olabilen “aklını yitirmiş biri” olarak karşımızda. Korku ve kaygılarından arınmanın aydınlanmanın ilk aşaması olduğunun bize bir göstergesi.
İmamın köylüleri etkisi altına alıp okul inşa sürecinden uzak durmalarını sağlaması üzerine Öğretmen Kemal’in dilek ağacını kesmesi, aslında uyuyanları uyandırmak için radikal bir eylem. Bu eylemin sonucunda köylülerin kutsal bildiklerine zarar verilmiş olması sonucu Öğretmen Kemal’e karşı kin duymalarını doğal karşılayabiliriz. Öğretmen Kemal’in bunu göze almasının sebebi ise; ağacın yıkılması ile köylülerin hayallerini ve isteklerini aktarabilecekleri ve sönümlendirebilecekleri bir yerin kalmayacak olması.
Filmde dikkat çeken bir diğer karakter ise İmamın kızı. Başlangıçta İmamın gölgesinde olmasına rağmen Öğretmen Kemal’e bu hamlesinden sonra yaptığı “Sana yazık olacak” uyarısı, evdeki pis hesaplarını gördüğünü ve gerçeğin farkında olduğunu ancak düzene karşı çıkacak cesareti bulamadığını gösteriyor. İmamın kızı filmde toplumun sessiz kalanlarını simgeliyor.
İmamın manipülasyonları sonucu çocukların öğretmeni taşladığı sahnede ise Öğretmen Kemal, taşlara hedef olmasına rağmen hiddetini çocuklara yöneltmiyor. Bu eylemin sahibinin maşa olan (çocuk) değil, o maşayı tutan el (İmam/Dini Otorite) olduğunun farkında. Bu sahne, bir eğitimcinin cehaletin kurbanı olanlara kin duymamasını, onların uyandırılması gereken birer zihin olarak görmesi gerektiğini bize hatırlatıyor.
Tüm manipülasyonlara rağmen Öğretmen Kemal’in ateşi çıkan hasta çocukları ırmağa sokarak iyileştirmesi, bilimin hurafeler karşısındaki zaferi oluyor. Sonrasında köylünün öğretmene çocukları üzerinden "fayda" gördüğü için biat etmesi, aydınlanmanın henüz derinden değil, pragmatik düzeyde başladığını gösteriyor.
Okul inşaatının başlamasıyla sanayinin uşağı olan Ağa, çocukları yani iş gücünü kaybetme korkusu yaşıyor. Halkı korkutma ve uyuşturma unsurları ile (ihtişamlı atlar, davullar ve heybetli korumalar) köye giriyor. Öğretmen Kemal ile karşılaşmasında nispeten ılımlı bir tavır sergilese de Kemal’in, elini öpmeyi reddetmesiyle bu politik maske düşüyor ve kibir devreye giriyor.
Ağa’nın (Hükümet) suikast için kiraladığı Eşkıya karakteri, filmin bize sunduğu başka bir anlatı olarak burada devreye giriyor. Eşkıya, başlangıçta dürtüleriyle hareket eden, bazı insani değerlere sahip olsa da "primat" düzeyinde yaşayan bir canlı izlenimi veriyor. Öğretmen Kemal’e kurşun sıkmasına rağmen, cahilliği sebebiyle içeceği zehire yine öğretmenin engel olması üzerine Eşkıya’nın sancısı başlıyor.
Öğretmen ile Eşkıya arasındaki ilişki, Platon’un Mağara alegorisinin bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Eşkıya, mağarasındaki gölgelerle yaşamaya alışmış. Öğretmen Kemal onu zorla ışığa çekiyor. Zorla olmasının sebebi ise Öğretmen Kemal’in diktesi değil, sürecin şiddeti ile alakalı. Eşkıyanın bir anda ışığa maruz kalmasını ise su testisini başından aşağı döküp yağmur dilemesiyle görüyoruz. Eşkıyanın, Kemal’in öğrencisine duyduğu sevdayı "namus" üzerinden tanımlaması ve Kemal’in namusu "eğitim hakkı" üzerinden doğru bir şekilde çerçevelemesi üzerine Eşkıya’nın içindeki sancı iyiden iyiye artıyor.
Zaman içerisinde Eşkıya’nın dönüşümünü sağladığını rahatlıkla söyleyebiliriz; ilk aşamada öğretmene olan ziyaretinde elindeki çiçek ve silah arafta kalışını (geçiş aşamasını), Hasret’in okumasına müdahale etmemesi ise dönüşümün sonucunu temsil ediyor.
Otorite boş durmuyor; Ağa, okulu ahır olarak kullandırarak Kemal’i kışkırtmaya çalışıyor. Halkın iradesini teslim almak için yüzlerce koyunundan birini kurban olarak dağıtmak istese de, Öğretmen Kemal gerçekleri dile getirince halk aza tamah etmiyor. Otorite sonuç alamadıkça şiddetini arttırıyor.
Ağa tarafından köprüde kurulan tuzak, aydınlığa giden yolun fiziksel olarak kesilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü bu köprü filmde aynı zamanda okula ulaşmanın bir aracı. Çocukların bu tuzakta ırmağa düşmesinin göze alınması, sistemin kendi devamlılığı uğruna ne kadar acımasız olabileceğinin göstergesi.
Bu sadece bir başlangıç oluyor. Ağa; öğretmenin öğrencisi, Eşkıya'nın sevdalısı Hasret'i annesinden bir mal gibi satın alıp zorla birlikte oluyor. Bu tahakkümü simgeleyen çarşafı köyde sergileyecek kadar pervasızlaşıyor. Sonrasında farkında olup sessiz kalan imamın kızının itiraz evresine geçip Hasret'i kurtarmasıyla, Ağa en sadık hizmetkarı olan İmam’ın kızını bile sermayeye (sanayi) peşkeş çekmekten, cezalandırmaktan çekinmiyor. Korku imparatorluklarının sadakat ile sağlandığını düşünenler için; tüm eylemlerin sadece menfaat üzerine kurulu olduğunu ve günü geldiğinde en yakınlarını bile bu canavarın hiç düşünmeden yutabileceğini hatırlatıyor.
İmamın kızının tecavüzü öğretmene mal edilip Kemal linç edilirken, köye gelen Eşkıya, İmamın kızının gerçeği söylemesi üzerine elindeki silahı bu sefer doğru hedefe yöneltiyor ve otoriteyi cezalandırıyor.
Yakılan okulun yerinde yıllar sonra bakımlı bir okulun olması ve köylülerin Öğretmen Kemal’i minnetle anması, ekilen tohumun tuttuğunu gösteriyor. Öğretmen Kemal fiziksel olarak yok edilse bile düşüncelerinin yaşadığını görüyoruz. Bana kalırsa bunu sağlayan en önemli unsur; Öğretmen Kemal’in maşa ile maşayı tutanın farkını gözetmesi oldu. Maşayı tutan ile güçlü bir şekilde mücadele edip, maşa olanlara sonsuz bir anlayış içerisindeydi. Kendisine taş atılsa, kurşun sıkılsa bile…
Kaynak
Öğretmen Kemal Filmi
Platon - Devlet - İş Bankası Yayınları - 2010 - Sayfa 233